Translate

19 Aralık 2020 Cumartesi

 

İRFAN’IN SUSUZLUKLA İMTİHANI



Kendini büyük bir kumsalın küçük kayasına yaslanırken buldu. Etrafa göz kararı bakınca bile neler olduğunu anladı.

Yaslandığı taşın üzerinden görülmedik bir hızla kalktı.

Bu gerçek olamazdı.

Asla olamazdı.

Gemi batmış olamazdı…

Az önce geminin battığını görünce kahrolan şahıs İrfan’dı. Gemi battığında kafasını az önce yasladığı küçük kayaya çarpmış olmalıydı çünkü hiçbir şey hatırlamıyordu. Adını bile kolundaki turkuaz bileklikten hatırlamıştı. ‘’İrfan’’ yazıyordu ya da öyle olduğunu sanıyordu.

İrfan bir denizciydi. “Kabuk İncisi” adında bir gemide çalışıyordu. Kabuk İncisi gemisi bir yolcu gemisiydi. Yaptığı şey yolcuların güvenli binip binmediğini kontrol etmekti. Küçükken miço olarak başlamıştı. Kaptan olmaya heveslenmiş ancak yerleri süpürmekte görev alabilmişti. Kaptanlığa ne kadar özense de işini severek ve gönülden yapıyordu.

Gemi batana kadar…

İrfan’ı görseydiniz son otuz yılını güneşin altında geçirdiğini düşünebilirdiniz. Oysa sadece üç saat güneşin altında kalmıştı. Çünkü güneş onun beyaz tenini kızıl derililere benzetmişti. Bu belki giderken sorun olabilirdi ancak bunu düşünecek vakti yoktu.

Su, evet su...

Suyun ne demek olduğunu, maalesef neredeyse bir kızıl deriliye benzediğinde anlamıştı.

K umsalın yakınlarında dere gibi bir şey ararken gözlerine inanamadı.

Bir kayık! Bir an susuzluğunu unutup içi kurtuluş sevinciyle doldu. Şans hiç beklenmedik bir şekilde yüzüne gülmüştü.

Bu kayık gemideydi. Gemiyi hatırlamıyordu ama yine de çok merak etmedi. Acilen kayığı denize doğru sürüklemeye başladı…..

Bir dakika o da neydi? Bir kartpostal...

Resmi bir kartpostala falan pek benzemiyordu ya da buruşturulup atılmış bir kağıt parçasına. Sadece biraz ıslanmıştı.

Üzerinde aynen şöyle yazıyordu:





Sayın Bay Tekin,

Yeşil Limon Limanlar Birliği olarak Kabuk İncisi gemisinin, Türkiye’den İngiltere’ye yolculuk için uygun olmadığı kanaatindeyiz.

Bu konuda eminim ısrar edeceksiniz ancak mürettebatınız ve en önemlisi yolcuların can güvenliği için bu sefer engellenmelidir. Gemi en küçük dalga ile batabilir.

Lütfen bu seferi iptal edin!

Enes BAĞLAMAZ





İrfan bir an sarsılarak kartpostalı elinden düşürdü. Hızlıca kayığa bindi ve kürek çekmeye çabaladı.

Aynı zamanda düşünüyordu. Kaptan Tekin’i...

Neden böyle bir şey yaptığına aklı ermiyordu. Adamı uyarmışlardı oysa, ama o illa ki sefere çıkmıştı. Adamın suçuydu İrfan’a göre, başka bir açıklaması yoktu onun için. Ancak niye herkesi böyle bir tehlikeye atmıştı hala aklı ermiyordu.

O an İrfan kurtuluştan daha önemli bir şey fark etti. Su...

Ölüyordu susuzluktan. Çok sevgili Kaptan Tekin ve gemiden arta kalmış bir kayık onun bu derdini unutturmuştu. Artık şu andan itibaren en büyük derdi susuzluktu.

Susuzluktan ciddi ciddi kavruldu. Bir an an az daha denizin tuzlu suyunu içmeye kalkmıştı ki kayık az daha devrilecekti. Fakat sonra ağzına tuzlu su tadı geldi…

Öğhgggğgğ

Saatlerce belki bir gün boyunca kürek çekmişti. Büyük bir su kütlesinin üzerinde olmak onun git gide artan susuzluğunu gideremedi. Aksine arttırdı. Artık kürek çekmeyi bırakmış her şeyden çok su istiyordu.

İrfan ağlamak istiyordu ancak vücudunda en ufak bir damla bile su kalmamıştı. Bir fırtına çıksın da diyordu ilk defa . Yağmur suyu bile olsa içerim diye düşündü.

Beklemeye başladı.


Kürekleri denize bıraktı. Kolları artık susuzluktan hareket edemez hale gelmişti. Gökyüzüne baktı. Bir tek buluttan bile iz yoktu. Sadece başının üstündeki güneş tüm gücüyle parıldıyordu. Bir an öğlen vakti olduğunu güneşin en tepede olduğunu fark etti. Sanki bunu görmesiyle güneş sıcaklığını biraz daha arttırmıştı. İrfan artık pes etmiş tüm dikkatini durgun denize yöneltmişti. Su öylesine ferah ve duru gözüküyordu ki elini suya daldırmadan edemedi.

Bir anda elini sudan çekip pişmiş alnına götürdü. Avuçlarını deniz suyuyla doldurup yüzüne çarptı. Artık nasıl bu denizin tuzlu olduğunu unutup hızla bacaklarını toplayıp bir yüzücü gibi denize daldı!

İrfan’ın yaşadığı ferahlık tarifsizdi. Aradan ne kadar zaman geçtiğini hatırlamıyordu ki bir anda tiz bir siren sesiyle irkildi. Siren sesi sarı bir kurtarma botundan geliyordu. Sarı yelekli insanlar onu kurtarmasaydı denizin dibini boylamıştı. Kurtarma ekibi onu denizden çıkarıp botun üstüne çıkardılar. İrfan’ın ilk sözü “Lütfen bana su verin!’’ oldu. İrfan hayatı boyunca içtiği en tatlı suyu kana kana içti fakat en önemlisi dünyanın en önemli yaşam kaynağının su olduğunu ve suyun kıymetini iyi bilmemiz gerektiğini öğrendi.



Yazan : Cansın KARABACAK -TOKİ M.AKİF ERSOY OO. 6/C


































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.